İçeriğe geç
Edirne Cephe
Psikoloji

İltifatı Kabul Edememek: Övgü Karşısında Neden Sıkılırız?

Bir övgü geldiğinde hemen açıklama yapmak yaygın bir refleks. Bu huzursuzluğun kaynağı, alçakgönüllülükle reddetmenin farkı ve takdiri kabul etmenin basit yolu.

Nehir Sancaktar 4 dk okuma

Facebook X WhatsApp

Birisi "bu iş sende harika olmuş" dediğinde ne yaparsınız? Çoğu insanın refleksi aynıdır: gözler kaçar, omuz silkilir ve hemen bir açıklama gelir. "Yok canım, şansım varmış." "Aslında çok eksiği var." "Herkes yapardı." Övgü daha yerine oturmadan geri çevrilmiştir.

İltifat karşısında sıkılmak, kabalık ya da alçakgönüllülük değildir. Genellikle kendilik algısıyla dışarıdan gelen değerlendirme arasındaki uyuşmazlığın işaretidir. Kişi kendini nasıl görüyorsa, o çerçeveye uymayan bir bilgi geldiğinde zihin onu kabul etmek yerine düzeltmeye çalışır.

Övgü Neden Rahatsız Eder?

Kendimize dair kurduğumuz resim, tutarlı olmayı sever. "Ben ortalama biriyim" diye düşünen birine "olağanüstüsün" denildiğinde ortaya bir çelişki çıkar. Zihin bu çelişkiyi çözmek için en kolay yolu seçer: gelen bilgiyi geçersiz sayar.

İkinci sebep sorumluluktur. Bir övgüyü kabul etmek, bir sonraki sefer de aynı seviyeyi tutturma beklentisini beraberinde getiriyormuş gibi hissettirir. Bu yüzden bazı insanlar için övgü, bir ödül değil bir sözleşme gibi görünür.

Alçakgönüllülük ile Reddetmek Aynı Şey Değil

Alçakgönüllülük, bir başarının payını doğru dağıtabilmektir: emeği kabul etmek, katkısı olanları anmak, abartmamak. Övgüyü reddetmek ise bundan farklıdır; katkıyı toptan silmek anlamına gelir.

Sürekli reddedilen iltifat, karşı taraf üzerinde de bir etki bırakır. Beğenisini dile getiren kişi, sözünün yere düştüğünü hisseder ve zamanla söylemekten vazgeçer. Böylece kişi hem övgüyü alamaz hem de kendisine söylenmeyen bir geri bildirim birikir.

"Ya Fark Ederlerse" Duygusu

İltifat karşısında yaşanan huzursuzluğun bir kaynağı da kendini yeterince yetkin görmemektir. Kişi başarısını dış etkenlere bağlar: zamanlama, şans, başkasının desteği. Övgü geldiğinde ise bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu, bir gün gerçeğin ortaya çıkacağını düşünür.

Bu his, özellikle işini iyi yapan ve standartları yüksek olan insanlarda görülür. Aradaki bağ tesadüf değildir; mükemmeliyetçiliğin görünmeyen bir frene dönüşmesi, kişinin kendi işine dair değerlendirmesini de sürekli aşağı çeker. Kendi gözünde iş hiçbir zaman tam bitmemiştir, dolayısıyla övgü de erken gelmiş sayılır.

Yetiştirilme Tarzının Payı

Kimi evlerde övgü serbestçe dolaşır, kimi evlerde ise şımarma korkusuyla ölçülü kullanılır. İkinci grupta büyüyen biri için iltifat, alışık olmadığı bir dil olarak kalır.

Kültürel bir yön de vardır. Toplulukçu geleneklerde bireysel öne çıkma yerine grup uyumu değerlidir; bu yüzden övgüyü kabul etmek, kendini gruptan yukarı koymak gibi hissettirebilir. "Estağfurullah" gibi kalıplar tam da bu dengeyi kurmak için geliştirilmiş nazik reddetme biçimleridir.

Övgüyü Reddetmenin Görünmeyen Bedeli

Kabul edilmeyen övgü, hafızada yer etmez. İnsan gün içinde aldığı olumsuz bir yorumu haftalarca taşırken, aynı gün duyduğu üç güzel sözü akşam hatırlamaz. Bunun sebebi kısmen dikkatin olumsuz olana daha çok takılmasıdır; ancak reddetme alışkanlığı bu dengesizliği daha da büyütür.

Uzun vadede bu, motivasyonu zayıflatır. Yapılan işin karşılığını içeriden de dışarıdan da alamayan kişi, çabayı sürdürmekte zorlanır. Övgüyü kabul etmek bu yüzden bir kibir meselesi değil, bir yakıt meselesidir.

Basit Bir Cevap Yeterli

Övgüyü kabul etmenin en kolay yolu, cümleyi uzatmamaktır. "Teşekkür ederim" tek başına yeterlidir ve hiçbir iddia içermez. Ardından bir açıklama eklemek zorunda hissetmemek, alışılması gereken asıl kısımdır.

İsteyen buna küçük bir ekleme yapabilir: "Teşekkür ederim, gerçekten uğraşmıştım." Bu cümle hem emeği kabul eder hem de abartma içermez. Bir başkasının katkısı varsa onu anmak da mümkündür; önemli olan kendi payını sıfırlamamaktır.

Beden Dilinin Söyledikleri

Sözle kabul edilen bir övgü, beden diliyle reddedilebilir. Gözü kaçırmak, konuyu hemen değiştirmek ya da gülüp geçmek, karşı tarafa aynı mesajı verir.

Bunun yerine kısa bir göz teması kurmak ve bir saniye duraklamak yeterlidir. O bir saniyelik duraklama, hem sözün yerine oturmasını sağlar hem de kişinin kendi içinde onu kaydetmesine zaman tanır.

Övgüyü Kaydetmek

Kabul etmeyi öğrenmenin pratik bir yolu, aldığınız olumlu geri bildirimleri bir yere not etmektir. Bir mesajı, bir cümleyi ya da kısa bir teşekkürü yazmak, hafızanın seçici davranmasına karşı somut bir denge kurar.

Kendine güvenin düşük olduğu dönemlerde bu liste, iç sesin tersini söyleyen tek nesnel kaynak olabilir. Burada amaç kendini yüceltmek değil, hakkında söylenenleri de hesaba katan gerçekçi bir tablo kurmaktır.

Övgüyü Verirken de Doğru Yapmak

İltifatın kabul edilebilir olması, nasıl söylendiğine de bağlıdır. Genel ifadeler havada kalır: "harikasın" cümlesi güzeldir ama tutunacak bir yeri yoktur.

Somut olan yerleşir. "Sunumdaki o örnek konuyu çok netleştirdi" cümlesi, karşı tarafın reddetmesini zorlaştırır çünkü bir gözlem bildirir. Kişiyi değil davranışı öven iltifatlar hem daha inandırıcıdır hem de karşı tarafa bir sonraki sefer ne yapacağını gösterir.

Alınabilen Bir Şey Olarak Takdir

İltifatı kabul edebilmek, kendini olduğundan büyük görmek değildir. Sadece dışarıdan gelen bilgiyi de hesaba katmaktır. İnsan kendi işine en yakın mesafeden bakar ve bu mesafe, iyi olan yanları görmeyi zorlaştırır.

Bir dahaki sefere bir övgü geldiğinde açıklamayı bırakıp yalnızca teşekkür etmeyi denemek küçük bir egzersiz gibi görünür. Fakat birkaç tekrardan sonra fark edilir ki, o cümleyi kabul etmek karşı tarafa da bir şey verir: söylediğinin bir karşılığı olduğunu.