İçeriğe geç
Edirne Cephe
İlişkiler

İlişkiyi Adlandırmak: "Biz Neyiz?" Konuşmasını Yapmak

Adı konmamış bir yakınlık, iki kişinin kafasında farklı bir biçim alır. İlişkiyi adlandırma konuşmasını ne zaman ve nasıl açmalı?

Bora Yalçınkaya 4 dk okuma

Facebook X WhatsApp

Bir yakınlığın hangi noktada durduğunu anlatmak, çoğu zaman o yakınlığı yaşamaktan daha zordur. İki kişi haftalarca görüşür, birbirinin gününü bilir, planlarını ortaklaştırır; ama ortada duran şeyin adı konmamıştır. Adı konmamış bir bağ, taraflardan her birinin kafasında farklı bir biçim alır. Birinin "gidişat belli" dediği yerde, diğeri hâlâ tanışma dönemini yaşıyor olabilir. Adlandırma bu yüzden basit bir kelime tercihi değil, iki kişinin aynı resmi görüp görmediğini sınayan bir eşiktir.

Ad koymak neyi değiştirir?

Bir ilişkiye ad vermek, ona yeni bir duygu eklemez; var olan duyguyu görünür ve paylaşılabilir kılar. "Görüşüyoruz" ile "birlikteyiz" arasındaki fark, hislerin şiddetinden çok beklentilerin netliğidir. Ad konduğunda kişi kendi kendine kurduğu senaryoyu bırakır, karşısındakinin sözüne dayanır. Bu da belirsizliğin en yorucu tarafını, yani sürekli işaret yorumlama zorunluluğunu ortadan kaldırır. Adlandırma, ilişkiyi hızlandırmaz; yalnızca nerede durulduğunu her iki tarafa aynı cümleyle söyler.

Adsızlığın kendine göre bir konforu vardır. Tanım yoksa sorumluluk da bulanıktır; kimse kimseye hesap vermek zorunda hissetmez. Ancak bu konfor genellikle tek taraflıdır. Belirsizlikten rahatsız olmayan kişi ilişkiyi olduğu yerde tutar, rahatsız olan kişi ise bunu dile getiremediği için sessizce kendi içinde bir gerilim biriktirir. Zamanla bu gerilim, konuyla ilgisiz görünen küçük tartışmaların içinden çıkar. Adlandırma konuşmasını ertelemek, meseleyi çözmez; yalnızca başka bir kılıkta geri gelmesine yol açar.

Konuşmayı açmanın zamanı

Bu konuşmanın doğru zamanı için takvimsel bir kural aramak boşunadır. Daha işe yarar ölçüt şudur: ilişkinin adını bilmemek günlük kararlarınızı etkilemeye başladıysa, konuşmanın vakti gelmiştir. Bir davete kimin yanında gideceğinizi bilememek, tatil planı yaparken cümlenizi yarım bırakmak, arkadaşlarınıza karşısındaki kişiyi nasıl tanıtacağınızı bilememek somut işaretlerdir. Duygunun yeterince güçlü olmasını beklemek yerine, belirsizliğin size neye mal olduğuna bakmak daha sağlıklı bir ölçüdür.

Konuşmayı açarken kullanılan ilk cümle, alınacak cevabı büyük ölçüde belirler. Sıkıştıran bir giriş savunma refleksi doğurur; fazla dolambaçlı bir giriş ise konunun kaçırılmasına izin verir. En işlevli yol, kendi tarafınızı sade biçimde söylemek ve ardından susmaktır. "Ben bu ilişkiyi şöyle görüyorum, senin nasıl gördüğünü merak ediyorum" cümlesi, hem niyetinizi açık eder hem de karşınızdakine kendi cevabını kurması için yer bırakır. Soruyu sınav havasında sormamak önemlidir.

Kelimelerin herkeste aynı anlama gelmediği yer

Adlandırmanın en çok gözden kaçan tarafı, aynı kelimenin iki kişide farklı içerik taşıyabilmesidir. Birinin "ciddi" dediği şey ortak bir gelecek planıdır; diğerinde aynı kelime yalnızca başkasıyla görüşmemek anlamına gelir. Bu yüzden etiketi belirledikten sonra bir adım daha atmak gerekir: o etiketin pratikte neye karşılık geldiğini konuşmak. Görüşme sıklığı, ailelere ve arkadaşlara tanıtım, sosyal ortamlarda nasıl anılacağı gibi başlıklar, kelimeyi somut davranışa çevirir.

Bazı kişiler ad koymaktan kaçınırken kötü niyetli değildir; geçmişte hızlı ilerleyip yıpranmış olabilir, ya da tanım koyduğu anda özgürlüğünü kaybedeceğini düşünüyor olabilir. Bu çekinceyi duymak, hemen bir sonuç çıkarmaktan daha yararlıdır. Ancak dinlemek ile süresiz beklemek aynı şey değildir. Karşınızdaki kişinin ihtiyacı olan zamanı vermek makul; bu zamanın ne kadar olduğunu hiç konuşmamak ise sizi tekrar belirsizliğin içine bırakır.

Cevap beklediğiniz gibi olmazsa

Adlandırma konuşmasının en değerli tarafı, olumsuz cevabı da bilgiye çevirmesidir. "Ben bunu böyle görmüyorum" cümlesi duymak istenen bir şey değildir, ama aylarca tahmin yürütmekten çok daha az yıpratıcıdır. Böyle bir cevap alındığında yapılacak en sağlıklı şey, cevabı hemen tartışmaya açmak yerine kendi sınırınızı gözden geçirmektir. Karşınızdakinin tanımıyla yaşamaya razı mısınız, yoksa bu tanım sizin ihtiyacınızı karşılamıyor mu? Karar buradan çıkar.

Ad koymanın kalıcı bir şey olmadığını da hatırlamak gerekir. İlişkiler zamanla biçim değiştirir; bir dönem konulan ad, aylar sonra gerçeği anlatmayabilir. Bu yüzden adlandırma tek seferlik bir tören değil, arada tekrarlanan bir kontroldür. Yılda bir iki kez "biz şu an nerede duruyoruz" diye sormak, bağın gidişatını kaçırmamayı sağlar. Bu kontrolü yapan çiftler, sorunları büyümeden fark etme şansı yakalar.

Sonuçta bir ilişkiye ad vermek, onu kutuya kapatmak değil, iki kişinin aynı sözcükle aynı şeyi kastettiğinden emin olmaktır. Konuşmayı erteleyen çoğu kişi, reddedilmekten korktuğu için bekler; oysa asıl yorucu olan ret değil, cevapsızlıktır. Sade bir cümleyle açılan, karşılıklı dinlemeye izin veren ve somut davranışlara bağlanan bir adlandırma konuşması, ilişkiyi zorlamaz. Yalnızca ikisinin de nerede durduğunu bilerek yürümesini sağlar.